Son'un sonu...

Saysam günleri parmaklarıma sığmazlar ki.. Sensiz geçen kaçıncı gece? Sesinsiz, kokunsuz, ellerinsiz bu kaçıncı ay? Herkes başka birşey için yazar ya, ben unutmak için yazdım. Hatırladıklarımı bir sayfaya boşaltıp kurtulmak, geçmesi umuduna tutunmak ve yazdıklarımı hiç okumamak için yazdım. Başkaları anlatsın diye yazdıklarımla sevgisi... Bil diye söylüyorum; bu da son yazışım...

"Baban bile gelmiyor ben neden geleyim" deyişinden bir sene geçti... Kırıldığım yeri unutmadım. Kırdığın yerse hala acıyor... Hangimiz daha özgürüz şimdi yada hangimiz daha mutlu bilmiyorum. Başka mevsimler sana ben gibi geldi mi mesela? Ben tüm çabalarıma rağmen ait olmazken kimseye sen bir kokuya daha alıştın mı mesela? Benim gibi mi tuttun ellerini? Nasıl öptün? Çekebildin mi içine de ben gibi.. Hepsi bir yana göğsünde ağladın mı? Beni ıslatan gözyaşlarının izi başlarında da var mı? Ona da açabildin mi kalbini? Kötü anılarını dinledi mi susarak, seni sararak, saçını okşayarak?... Onu kucağına alıp sıkı sıkı sarıp hıçkırıklara boğuldun mu? Ki hala durur göz yaşların sırtımda.. Senin kabusuna uyandı mı başkası? Başında bekledi mi? Bir bebek gibi sana bakabildi mi kıyamadan? Düşersin diye hep daha dik durmaya çalıştı mı? Hastalıklarına dikkat edebildi mi? Önemsedi mi acaba? Senin için muhasebeyi öğrendi mi mesela? Herşey olmaya çalıştı mı ben gibi? Yetebilmek adına harcadı mı kendini hiç düşünmeden?... Sen uyurken seni izledi mi? Ki hala durur bende sen uyurken çektiğim o videolar.. O savunmasız, o melek, o bebek halin... Daha da önemlisi "kızma annene git sarıl" dedi mi? Sana ait olanları ben gibi sevebildi mi? Bilir mi babana olan hayranlığını, abine kızmalarını, kız kardeşlerine verdiğin önemi, o güzel mesajlaşmalarınızı... En kolay annene sinirlendiğini ama yine de kıyamayıp hemen sonra nasıl pişman olduğunu.. Farkında mı tüm bunların? Benim daha bildiğim nice şeyi biliyor mu? Çayı hangi bardakta seversin? Koyuluğu nasıldır? En sevdiğin yemeğin en yağlılar olduğunu ama sana zarar verdiğini? En sevdiğin rengi, pantolunu, hırkayı.. En yakın arkadaşını anınca içinin burkulduğunu... Sırf hatırlamamak için kaçışlarının farkında mı? Kahveyi nasıl içersin, aslında çokta aramazsın... Çekirdek yemekten zevk aldığını, bazı dizileri çok sevdiğini, siyasete olan merakın ve sinirlenebilmeni bilir mi? Soyadının önünde ki adın sahibi hakkında bir fikri var mı? Tarihi kitaplar okumayı sevdiğini yine de hiç bitiremediğini, gözlüklerini kullanmayı unutup başına vuran ağrısını, sigarayı bırakmaya çalışırken daha çok içine çektiğini ve bu zıtlığa rağmen bir şeyi başarmak istediğinde sahip olduğun azmi ve hep başarmanı.. İnsanların seni kırdığını ama senin hep affettiğini.. Kalbine leke yapan çiziklerini... Yardım etmek istediğin birine edemeyince başka şeylere kızışını... Sinirlendiğinde gözlerinin değişimini, ellerinin avuçlarını sıktığını, yürürken ayaklarını yana açtığını ve sağ ayağının inatla daha yanda duruşunu, uzanarak oturmayı sevdiğini o yüzden sandelyede kayışını... Sol elle sigarayı daha çabuk söndürdüğünü o yüzden benim sağ elini tuttuğumu.. Gece üzerini mutlaka açtığını, hasta olacağını bile bile klimanın altından yaz boyu kalkmayışını, ilaçlarını güneşte unutma ihtimalini ve hastayken inatla doktora gitmemekten yana olduğunu... Huyunu suyunu bilir mi? Kızınca uzaklara baktığını, gün ışığında sigara içerken gözlerini kıstığını... Söndürürken küllükte küçük bir tur attırışını? Tavuklu şehriyeli çorbayı çok sevdiğini.. Kırmızı ete olan düşkünlüğünü... Evde mutlaka rahat birşeyler giydiğini... İnce yastıkta uyursan rahat edemeyeceğini, kahvaltı yaparken en çok bal kaymağı sevdiğini.. Ve benim bildiğim başka bir sürü şeyi bilen biri var mı?

Hepsini boşver, bir daha böyle sevilişin var mı? Olacağına inancın peki? Sana günlerce, aylarca, mesafelerce uzağından yazan, bir kahkaha atışına şükreden bir ben var mı?... Sende ben kaldı mı?...

Ve benim herşeyimi bilen ama elini tutamadıklarım var.. Geceleri bir parmağını sıkarak uykuya dalamadıklarım, çok sevilip hiç sevemediklerim var... Canına okuyup, canıma alamadıklarım... Seni anlattıklarım ve bir daha sevmem dediklerim var... Tükenen inancım, güvencim, sabrım var... Artık ağlamayışlarım ama hep daha çok susuşlarım var.. Dolan gözlerimle boğazıma oturan bir yumrum, bedenimin beni taşıyamayışı var... Senden kalan herşeyim ve geceleri gördüğüm senli rüyalarım var... 

Kendimi affedemeyen bir ben, seni unutamayan bir kalp var...
Daha kötüsü "canı sağolsun" diyemeyecek kadar kötü hatıralarım var...
Ve o kötü hatıraları bile özlemeye utanmayan, beni benden soğutan bir ruh var...

Peki sende benden ne kadar var?... 

Ben senin son sevilişin, bedelini bana ödettiğin aldatılışın, acını doyasıya çıkarışın, sen benim son sevişimsin... Aşkla son kez sevişişim... Birini son kez içime çekişim...

Ve inan kendimden çok sev/dim.. 

posted under | 3 Comments

Senin ellerin

Herkes gibi benimde sakladığım bir flash belleğim var elbet... Bir kaç satır yazı, bir kaç eski fotoğraf için açtım bu gün... Rastgele bir fotoğrafa tıkladım sonra... Ellerin çıktı karşıma, bana sarılmış, senin o Tanrı ellerin...

Tam unuttum dediğin yerden vuruyor bazen hayat. Tam da böyle çakır keyif, radyoda Sezen.. Tam da hani geçti, bak şarkıda onu düşlemiyorum dediğim an.. Senin o güzel ellerin...

Boğazıma bir yumru oturdu önce... Nefesim daraldı.. Kokusu dedim. Nerde acaba?...

Sımsıkı tutmuşsun orda beni. Bir hamakta, düşmekten korkan sana inat gülen mutlu bir ben... Aslında nasıl da özeti ilişkimizin. Karşılaşan ama farklı yönlere giden iki insan olan biz... Nasıl biz olduk? 

Senin Tanrı ellerin... Dokunduğun hiç bir şeye kıyamayan benim hayattan yarı kopup ruhuma nasılda dokunmuştu... Yoldan nasıl çevirmiştin beni bir anda.. Ve bir sabah uyandığımda nasıl evim olmuştu ellerin?

Senin ellerin... Gece beni arayan, yoklayan, ellerimi bırakmayan hep senin ellerin.. Benim yer yüzü cennetim... Kabuslardan arındıran sihirli değneğim... Hep senin ellerin...

Geçti dediğimde, bu da bitti dediğimde, aylar sonra, seneler sonra, unuttuğum bir fotoğrafta, hala çizgilerini ezbere bildiğimi fark ettiğim ellerin.. Fotoğrafta görünmeyen, gözümde canlanan yüzün, benim inandığım bebek gözlerin.. Gözlerinin o kusursuz kahvesi... Uyurken yüzüne oturan masumiyet.. Sadece ellerinde, senin ellerinle geri dönen hayalin...

Senin Tanrı ellerin... Ve ben ellerini öpebilmeyi özledim...


posted under | 0 Comments
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Translate

Followers

    Bana Ulaşın

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *


Recent Comments