Yeni Yıl 2016

Bazı asklar çabuk biter,bazı dostluklar kısa sürer.. İyi şeyler için caba harcamak gerekirken olumsuzluklar çorap söküğü gibi peş peşe gelirler.. Bazen inandığımız değerler bazen güvendigimiz insanlar yanlıştır. Yanıltırlar. Yanımızda olsun dediğimiz bazı insanlar olmazlar,bazıları bir önce ki seneden fotoğraf karesinde kalırlar... Zaman hep geçer. Diyet için haftanın ilk günü pazartesiyi beklemek gereksizdir ama başlangıç için bekleriz. İlk gün,ilk ay,ilk yıl.. İlklere ve başlangıçlara gereğinden fazla takılırız. Ama madem böyle bu senenin ilk günü de hayatınıza yeniden başlayın. Özlediyseniz arayın, seviyorsanız sıkı sarılın. İnsanların elini ya tutun ya bırakın. -mış gibi yapmayın. Olanları değiştirmek mümkün değilse bile bazı hataların telafisi vardır. Telafi edin. Daha çok seni seviyorum deyin daha çok gülümseyin sebepsiz.. Sizi mutsuz eden hiç bir şey için "bahane" uydurmayın ve hayatınızdan çıkarın.. Dürüst olun inanın çok kolay. Kaybettiklerinizi kabullenin ve kazandıklarınızın farkına varın. Değiştirmek mümkün olmadığında değişmeyi öğrenin. Her şey üzerinize geldiğinde sizin yanlış yönde olma ihtimalinizi düşünün. Kendinizin ve değerinizin farkında varın çünkü bir sen daha yok. Değer verdiğiniz şeylere gerçekten değer verin ve yanında mutlu olduğunuz kimseden vazgeçmeyin, geçip gitmesine izin vermeyin. Yaşamı olduğu gibi kabullenin ama dünyanızı değiştirin.. İnandığınız değerler uğruna savaşın ve kim ne der diye düşünmekten vazgeçin.. Bazen sadece oluruna bırakmayı öğrenin ve bencilliğinizi bir kenara koyup, karşınızda ki insanların hislerine de önem verin. Geçmişinizi unutmayın ve saygı duyun ama yarınlarınıza kin dolu akşamlar taşımayın... Geçmişte ne olduysa oldu affedin ve kendinizi özgür bırakın... Madem ilk günler başlangıçlar içindir 1 Ocak 2016 güzel olan her şeyin taze başlangıcı olsun öyleyse... 

Herkese mutlu bir yıl diliyorum. Yüreğinizden geçenleri yaşamanız dileğiyle...

"-Değişen tek şey takvimde son rakam olmasın (;"

Özge.

Hepsi Senden

İnsanlar geçti hayatımda.. Bazıları hayatımın ortasına gelip yerleşti, kiminin duvarlarımı yıkmak için savaşlar vermesi gerekti.. Pek tabi, kenarda köşede olan ve asla hayatımın bir parçası olamayanlar oldu.. Anlamlar yükledim insanlara. Bazen gerçekti, bazen ben öyle görmek istediğim içindi.. Güvendiklerim de oldu, sevdiklerimde.. Hatta adını hatırlamadıklarımda.. İnsanlar tanıdım. Bu gün sayamayacağım kadar çok insan.. Bu insanlar bu güne beni getirenler.. Farkında olarak ya da olmayarak hayatımı şekillendirenler.. Benim yolumun seninkiyle kesişmesine büyük katkıda bulunanlar.. 

2015 Benim!

Bunca amin boşa değil diye ağlaya ağlaya boşa olmadığını kanıtladık bu yıl. Çok üzgünüm ama 2015 benim yılım oldu. Durdum durdum yılın son 3 ayında hayatımı değiştirdim. Aynı kalan bir kaç insan dışında hiç birşeyin aynı olmaması inanılmaz güzel. İnsanın kendini, kendine kanıtlaması gereken zamanlar varmış. Herkese telkinde bulunurken kurduğum bir cümle vardı; hayat iki taraflı bir madalyondur, bir gün ters döner. Değerlendirmeyi bilmek lazım. Benim madalyonum bu yılı beklemiş meğer.. Arkadaşlarımın deyimiyle 2015 in anasını ağlatmışım (: . Bu yayın farklı bir yayın olacak. Size biraz kendimden, aldığım derslerden ve hayatımın dönüm noktasından bahsedeceğim. Edindiğim tecrübeleri anlatacağım açık yüreklilikle. Ve 2016 ya girerken; yeni bir yılı daha güzel geçirmek için neler yapılabileceğinden bahsedeceğim. 

Mutsuz olduğum yerde kalmamak en sevdiğim özelliğim oldu. Yılın Eylül ayı bana çok şey kattı. Ki ben sevmezdim Eylülleri.. Güven yoksa, ilişkinin hiç bir türlüsünün de olamayacağını iliklerime kadar hissettim. İş yerimde çok mutsuz olmak tepemin tasını attırınca saldırganlaştım aslında. İlk başta sigarayı bırakmaya karar verdim. Bıraktım da. Bir günde vazgeçiliyormuş meğer yılların bağımlılığından. İtiraf etmeliyim bu bana herşeyi yapabileceğim hissiyatını verdi. Sonra ki bir hafta içinde beni mutsuz eden insanları çıkardım hızla hayatımda. Üstelik bunu acımasız bir şekilde yaptım. Sonra istediği zaman arayan insanların, beni istediği zaman arayamayacağını gösterdim onlara. Zaten sürekli görüşmediğiniz insanlarınız yokluğu sizi rahatsız etmiyor. Nefes aldım. Rahatladım. Meğer ne çok zaman harcamışım inanılmaz boş insanlara. Eğer bu yazıyı okuyan seni de aramıyorsam, bil ki sende onlardan birisin. Sonra istifa ettim. Bir günde iş kurmaya karar verip kurar mı insan? Kurarmış. Bu aslında hep istediğim bir şeydi ama bambaşka bir sektörde. Nasip derler ya, bu gerçekten nasipti. Kaderimde burada var olduğuna inandığım nadir şeylerden biriydi.. Bu sektöre girmek zorunda kalmam, daha önce hayatıma giren insanların sebepleri.. Hepsi bir yerde birleşti. Babam bana hep dürüst olmamı söylerdi. Kısa vadede kaybetsen bile uzun vadede kazanırsın derdi. Haklıymış. Dürüst olmanın ekmeğini yiyorum şimdi. Ailemden inanılmaz bir destek gördüm bu süreçte. Sonra ailem yerine bana hiç bir şey katamayan insanlara harcadığım zamanlara üzüldüm. Keşke onlarla daha çok zaman geçirseydim, geçirmiş olduğum 26 sene içerisinde. Tabi ki her yolu birlikte yürüdüğüm Dilek -ki onu hepiniz tanıyorsunuz- yine yanımdaydı. Bana daha iş kurmadan önce bir avm de kahvelerimizi yudumlarken "hayatın değişecek" demişti. Haklıydı. Zaafım vardı herkes gibi, tesadüf bu ya, asla affedemeyeceğim cümleler de bu zamanda geldi kulaklarıma. İhtimalleri tüketmek vardır ya, ihtimalleri tükendi işte o gece. Bende son bulan birinde can bulamaz artık.. Dilek konuyu benim yerime kapatarak üzerimden belimi yıllardır büken bir yükü kaldırdı. Gerçekten mutlu olabilmek için mutsuzluklardan uzaklaşmak gerekiyormuş. Gözümüzde büyüttüğümüz insanları, o kadar büyük olduklarına inandırmak bizim suçumuzda, onu yerle bir etmekte bizim kabiliyetimiz olabiliyormuş. O günden sonra, herşeyi yapabileceğimi hissettim bu hayatta. 

17 Ekimde iş yerimin kapısını açtım. Doktorlarla çalışmak zaten çok keyifliydi artık çok daha keyifli. Allah gönlüne göre verince veriyormuş. Hep iyi insanlar denk geldi. Sürekli beni motive eden insanlarla çalışmak büyük lükstü.

Değerini hep bileceğimi biliyorum. Gerçekten güneş bir gün istediğiniz yerden, istediğiniz gibi doğuyor.. Dua'lar, aminler gerçekten boşa değil.. Kalbimize göre veriyor sonunda. Meğer bu güne kadar yaşanılan her şey bu günler içinmiş.. Düşüp kalkacağım bir süreç olacağını biliyorum ama artık düştüğümde nasıl kalkacağımı da biliyorum. Bocalamak zorunda kalmayacağımı ve mutsuz olup, pes etmeyeceğimi de.. Tabi ki aksilikler oldu. Hemde olmayacak cinsten. Deneyim dedik ve yeni bir şey öğrendik. Kubilay benimle beraber sinirlendi, beni neşelendirmek için ilgilendi. Dilek benle beraber söylendi. Babam ne hissettiğimi tam olarak anlatabilen tek kişiydi. Bir şekilde aynı yollardan, farklı şekillerde geçiyoruz..  Ve tam bir ay sonra, evimi taşıma işini kesinleştirdim. Babam çöpleri taşıma dedi, bende anılarımı o evde bıraktım. Sakladığım şişeler, alınan hediyeler, evde bırakılmış kıyafetler.. Çöp dedim Dilek'le attık. E tabi kolay olmadı evden ayrılmak. Ömrümün en "ben" olduğum zamanını geçirdim orda. Dilek le de o evi paylaştık ve o evin duvarları arasında aşık oldum. Yine aynı evin içinde ağladım. İstemediğim sürece hiç yalnız bırakılmadım çünkü çok kıymetli dostlar biriktirdim.. Dilek o evden gelin çıktı. Taşınırken söktük, kapıda ki notları. Ders çalışırken amuda kalktığımız yer de orasıydı. Beraber kahkaha attığımız evde. O evi beraber topladık, beraber veda ettik.. 

28 Kasımda yeni evime taşındık. Babamın esprileri, Kubilay la beraber üzerimize oynamaları eşliğinde kocaman bir aile olarak gittik yeni eve. Tabi ki benim agresifliklerim ve Dilek in beni haklı olarak azarlamalarıyla. Yine beraber yorulduk. Kolay değil 22 saat boyunca aralıksız çalıştık. Kendimi şanslı hissettiğim 22 saat daha hayatımda.. Ertesi gün Sibel abla, çocuklar hep beraber o evde ilk aile yemeğini yerken uzaktan baktım tablomuza. Huzur tam olarak böyle bir histi. İşim için de, evim içinde benimle koşturan, destek olan insanlar burda adı geçen herkes.. Ailem ve içine eklediklerim.. O evde herkesin bir parmağı var şimdi. İstedikleri gibi değiştirmesine karışmayacağım insanlar var içinde. Artık evim, aileminde evi. Sibel abla istediği gibi çekiştirebilir, babam perdeleri sevmeyebilir ve Dilek diğer halıyı serebilir. Evi yuva yapan insanlar olmadıktan sonra, eşyaların yeri, perdenin rengi ve halının deseni önemsiz birer ayrıntı çünkü. Gerçi kız kardeşim yanımızda yoktu, biraz eksik olduk ama 1 ay içerisinde tamamlanacağımız bir kaç günün de kıymetini bileceğim. Aslında şu saatlerde hala çalışıyor olmam gerekirken bu yazıyı yazıyorum (saat 00:52). Ofisin koltuğunda ayaklarımı uzatmış, bu yılı benim yılım ilan ediyorum. Arada bir başımı kaldırıp, her sabah mutlu uyanmama sebep olan ve günümü gülücüklerle dolduran adama bakıyorum. O da çalışmakta hala.. Benim hayalini kurduğum ne varsa hepsi tamam yılın bu son ayında.. Sanırım ömrümün en güzel Kasım ayını geride bıraktım. Hatta sanırım kelimesi fazla, kesinlikle en güzel Kasım ayıydı.. 

Bu yıl benim yılımdı. Bundan sonra ki her yılda böyle olacak. Çünkü ben o madalyonu öyle ya da böyle, çevirmeyi başardım. Allah herkesin gönlüne göre versin çok güzel bir dua ve nasip çok güzel bir ihtimal gerçekten. Sabretmek lazımmış. Su akar yolunu bulurmuş.. Her şey teker teker tam olması gerektiği anda, resmen cuk diye yerine oturdu (: . Hayatım yanlış parçalarla tamamlanmaya çalışan bir yapbozmuş şimdiye dek. Kendiliğinden gelişmesine izin verdiğimde, fazla olan parçalar çıktı, eksikler kendiliğinden geldi ve bambaşka bir hayatın içine düştüm. Huzurla, mutlulukla.. 

Sizler yılı nasıl geçirdiniz bilmiyorum ama 2016 için maddeler hazırladım ben kendime;

1- Size uzaktan bakmaya alışmış insanlar bırakın uzakta kalsın. 
2- Başkalarının ne düşündüğü değil, sizin ne hissettiğiniz önemli.
3- İyilik meleği olmanız gerekmiyor, sizi mutsuz eden insanları hayatınızdan çıkarıp atın. 
4- Ailenizin kıymetini bilin.
5- Size aile olacak insanlarla birlikte olun. Başka kimse olmasa da olur.
6- Sizi olduğunuz gibi seven insanlar en büyük servetiniz, kaybetmeyin. 
7- İstemediğiniz herşeye son verecek kadar ve istediğiniz herşeyi yapabilecek kadar güçlüsünüz.
8- Kimsenin sizi canı istediğinde görmesine izin verecek kadar zayıf olmayın.
9- Saygı herşeydir. Size saygı duymayan insanları ezip geçin. 
10- Kalbi güzel bir adam bulursanız onu sıkı tutun. (: 
11- Olacak olanın olacak olduğunu hatırlayın. Bazı şeylerin olması gereklidir.
12- Daha çok gülümseyin.
13- Kendinize inanın.
14- Çocukları sevin.
15- Sizi mutlu eden insanlarla çalışın.
16- Değer görmediğiniz yerde kalmaya çalışmayın.
17- Aminlere inanın ve her gece dua etmeyi unutmayın.
18- Arada bir hayatınıza dışarıdan bakın. O tablo sizi güldürmüyorsa ters giden bir şeyler var demektir. Düzeltin. 
19- Sizi seven insanlara güvenin.
20- Daha çok teşekkür edin.
21- Sokakta yanınızdan geçen biri hapşırdığında "çok yaşa" deyin.
22- Mutlaka her ay en azından bir sokak cocuğunu elinden tutup yemek yemeye götürün.
23- Kibrinizden arının.
24- Muhteşem değilsiniz bunu bilin. Kimse değil. 
25- Tek başına birey olamayan insanlarla ilişki kurmayın.
26- Göz yaşı biten bir şey sadece mutlu olduğunuz zamanlar için kullanın. 
27- Herkesi olduğu gibi kabul edin. Bu hali size uymuyorsa görüşmeyin. Zira insanlar değişmez.
28- Sevdiğinizi söyleyin. 
29- Sıkı sarılın.
30- Ayda gördüğünüz yansımayı sevin...


Bu yılı güzel bir Aralık ayıyla bitirirken, hepinize benim kadar sevinç diliyorum.
Benim için ne düşünüyorsanız, Allah ın size iki katını vermesini gönülden istiyorum.
Ve siz; hayatımı paylaştığım insanlar, herşeyin daha güzeli sizin olsun.. 
Hayırlısı ise; hepimizin..

Hoşça kal 2015.. Merhaba geleceğim... 

Ve şükürler olsun... 

Neden?

Neden çok tersmişim? Neden hep arayan taraf karşısı olmalıymış? Neden hep daha fazlasını istiyor muşum? Neden, neden, neden? (: 

İnsanları hayatıma dahil etmek istemiyorum artık.
Nasıl olsa görmek istedikleri gibi görüyorlar herşeyi.
Anlamak istedikleri gibi anlıyorlar kurulan tüm cümleleri.
Ve ben artık birini omzuma alıp taşıyacak kadar güç sahibi değilim.
Doğaldır kı yoruldum. Yine doğal olmamalı ki tükettiniz.
Gördüğünüz kadarıyla insanları yargılamanızı anlıyorum aslında.
Sığ insanlardan derinlik beklemek asıl kusur.
Sahip olduğum herşeyle inanılmaz gurur duyuyorum.
Neden mi? Çünkü hepsi için inanılmaz bir emek harcadım.
Edindiğim tüm dostluklar, kazandığım her kuruş, üzerinde yürüdüğüm ayakkabı ve başımı koyduğum yastık..
Ne varsa sahip olduğum her biri için gerçekten çaba harcamam gerekti.
Hiç bir şey bana hazır tepside sunulmadı.
Büyük kayıplar verdim hayatımdan.
Yer yer kendimden vazgeçtiklerim oldu. 
Tek başıma düşüp, tek başıma kalktığım günler..
Aynı gün içerisinde 2 farklı işte çalıştığım ve en çok 2 saat uyuduğum zamanlar.
Hayatımda kimse yokken de tek başıma ve küçük bir kızken de düştüğümde kalktığım yıllar..
Sahip olduğum herşeyi en ufak noktasına kadar hak ettim ben.
Her anını benimle paylaşmadığınız 27 yılın hesabını ve kanıtını kimseye verecek değilim.
Yanlışlarım yok mu? Var tabi ki.
Kim hiç hata yapmamış ki hayatında?
Kusursuz bir insan değilim ben.
Ama değer vermeyi biliyorum. Sevmeyi de, hak etmeyi de..
Elimde ki her şey bunlar yüzünden çok değerli.
Ve ben artık değerlerimi emanet edemeyeceğim hiç kimseyi
hiç bir sıfatla
hayatıma almak, tutmak istemiyorum.
Bu size beni bencil, şımarık, ukala gibi gösterebilir.
Ben buna pisliklerden arınma diyorum..
Kendimi hayattan değilse bile, insanlardan koruma..
Ve en önemlisi, kendinizi kandırdığınız hayatlarınızın bir parçası olmak istemiyorum.

Siz yargılamaya, en iyi olduğunuza inanmaya, kibirlenmeye, basit işler peşinde koşmaya ve daha kötüsü bunların farkına varmamaya devam edin. Yeter ki hayatıma el sürmeyi denemeyin.
Samimiyetle söylüyorum; harcarım! 

Özge Özvatan

Eksiğim ben

Eksiğim ben.
Özledim diyemem mesela..
Ararım hiç ummadığın bir anda "hadi kahve içelim" derim.
"İzlemek istediğim bir film var" derim.
"Karnım ağrıyor" derim.
Durup dururken sana sinirlenirim..

Eksiğim ben.
Sana değer veriyorum diyemem mesela..
Başın sıkıştığında "hallederiz" derim.
Birini kendinden daha yukarıda gördüğünde "abartma" derim.
"Bu kıyafet üzerine yakışmamış" derim.
Acıtacak kadar dürüst davranırım.
En gizli sırlarımı veririm.
Bir rakı sofrasında, gözümde ki yaşı görmene izin veririm.

Eksiğim ben.
Seviyorum diyemem mesela..
Bana söylediğin hiç bir şeyi unutmam.
"Sarıl" derim.
"Senin için giydim" derim.
"Sen seversin" der, çikolatamı sana veririm.
"Üzerini ört" derim.
"Bak gideceğimiz yer soğuk olacak" derim.
"Senin şarkın" derim.
"Beraber" ile başlayan cümleler kurarım.
"Arabayı dikkatlı kullan" derim.
"Eve gidince haber ver" derim.
Gurur duyarım içinde olduğun şeylerle.

Eksiğim ben.
Duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilemem çoğu zaman.
Öfkelerim fazladır heycanlarımdan belki de.
Hep zorlarım çünkü.
Zorlanmaya alıştığımdan belki de..
Ellerimle sevemem ben,
yazarım ama söyleyemem..
Hatta yüzüne bakmaktan kaçınırım zaman zaman..
Ruhum akmasın diye sana gözlerimden belki de..

Eksiğim ben.
Eksik olduğum kadar fazla bazen de..
Gereğinden fazla dik, 
Bir kadın için fazla güçlü.
Bir insan için fazla yorgun..
İnatçı.
Vazgeçmeyen hatta bazen.
Vazgeçilmesin istenilenden diyen..
Pes etmeyen..

Eksiğim ben.
Ve göründüğümden daha kırılgan..
Göründüğümden daha hassas..
Yıkabilirsen duvarlarımı,
Tüm çabana ve emeklerine değen..
Beni anlayabilmen 
ve hatta okuyabilmen için
içten içe deliren...

Ve...
Eksiğim ben.
Seninle tamamlanmayı bekleyen..

Özge Özvatan

Sen Bilirsin!

Kolay biri olmadım hiç bir zaman. Ve yaşadığımız her şey de muhteşem değildi. Zaten kolay bir hayatım da olmadı. "Her şey fazla güzeldi zaten" cümlesinin karşılığı olduğum zamanlar pek az değil hani. Kabullenmek gerek, hayat kimseye çok kolay değil aslında. Belki benim dağım seninkinden bir kaç metre büyük, belki onun ki benden... "Allah dağına göre kar verir" inancımdan vazgeçmesem de, taşıyamadığım ya da taşıyamayacağımı sandığım ağırlıklarım da oldu. Bazen yanımdaydın, bazen değildin. Öyle harika biri değilim ben. Hiç bunu iddia etmedim zaten. Güzel yanlarım yok mu? Vardır elbet. Ama insanlar önce olumsuzlukları görürler. Ta ki, elinden kayıp gidene dek güzellikler... Fedakarlıklarımı görmezsen onları yapmaktan vazgeçebilirim ben. Sıkarsan ölür, gevşek bırakırsan kayar giderim avuçlarından. Dengesizimdir bazen. Ani çıkışlarım olur zaman zaman. Sana bağırabilirim, çok kızarsam küfür ederim ve kalbimi kırarsan tokat atabilirim mesela! Sonunu düşünmeden yaparım hepsini. İçimden geldiği gibi yaşadım hep küçük hesaplarım olmaz benim. Sana beslediğim her duyguyu sonuna kadar hisset isterim bu yüzden. Gülüşlerimi de saklamam, göz yaşlarımı da. Utanmam ben kimseden hem. Yaptığım her şeyin arkasında duracak gücüm her zaman oldu. Arkama bakmam daha ziyade ardımda bakılacak bir şeyler bırakmam. Mızmızlık yapabilirim bazen. Öylesine şımarabilirim. Sarılırsın geçer, gülerim. Bir çubuk krakere tav olabilirim. Bir dilim pasta her şeyi unutturabilir bazen. Tüm kötümcül yanlarım bir yana, çok güzel severim. Ben mutluysam, sen daha mutlusundur. Bilirsin. Sabahları parlayarak uyanırım. Evde pijamalarımla popo sallarım. Sağa sola takılırım, sakarım. Senin için yemek yaparım. Uykunda seni izlerim. Sana güzel notlar yazarım. Küçük hediyeler alırım. Kabul ederim ki bazen bokunu çıkarırım. Sen araba kullanırken kucağına tırmanırım. Seni öperken önünü kapatırım. Sarhoş olur, sana ne kadar aşık olduğumu anlatırım. Kollarında uyurum. Kucağında film izlerim. Bir kitabın sayfalarını seninle paylaşırım. Şarkılar fısıldarım kulağına.  Kucağımda uyumana izin veririm. Saatlerce kımıldamadan durabilirim.  Sokakta kucağına atlarım. Herkes önemsizleşir, canım çekerse seni öpebilirim. Seni senden çok düşündüğüm zamanlar olur. Dostlara seni anlatırken gururlandığım anlar. Ve sessizliği paylaşırım seninle, tenin tenime değsin kafi.. Sırlarımı paylaşırım senle ve asla yalan söylemem. Hayatımı paylaşırım, sahip olduğum her şey senindir de aynı zamanda. İhtiyacın olan her şey olurum da, ben gidene kadar farkına varmazsın ne kadar çok sevildiğinin.. İnatçıyımdır ben, öyle kolay gitmem. Her kızgınlığında arkasını dönüp gidenlerden olmadım hiç. Kavgamı ederim, hırsımı alırım ama gitmem. Yine de tüm bunların yanında önemsediklerimi ve rahatsızlık duyduğum şeyleri görmezden gelirsen susarım. Ve suskunluğum seni sağır edici ölçüde olabilir. O andan sonra ne yaparsan yap, benim için bitmiş bir sayfasındır ve ben silmeyi sevmem, sayfayı değiştiririm. İşte o günden sonra, sana yemin ederim adamım tüm o şikayet ettiğin yanlarımı bile her şeyden daha çok ararsın. Aramalarına bir karşılıkta bulamazsın.

Bil istedim. Bundan sonrasını; "Sen bilirsin!".

Özge Özvatan

Çocuk


Sana bakınca gördüğüm şeydi bu kare... 
Para kazanmak için sokakta koşturan, elinden kitabını düşürmeyen, içimi acıtan, ama dönüp saçını okşayıp "büyüyünce geçecek" çocuk diyemediğim gibiydin... 
Bu çocukların eline para sıkıştırmaktan ve gülümsemekten ötesini yapabilenlerden olmadım hiç. Ama içimin nasıl eridiğini de ben bilirdim. Bir gün çok param olursa onlara ben bakacağım derdim... 
Bu çocuklar gibiydin. Sevilmeye muhtaç, ilgiye aç, sıcak bir göğse, gülümsemeye... Hak ettiğin hiç bir şey senin değil gibiydi. Ve ben seni de onlar gibi sevdim. 
Sana kısa ama içten gülümsemeler verdim. 
Az sarıldım ama sıkı sarıldım. 
İçimi dışıma vuramadığımdan belki, sevmeyi de beceremeyenlerdenim.. 
Ben belki sevgisini en çok öfkelenerek gösterenlerdendim... 
Senin anlayabileceğin bir şey olmadığını bilemedim... İçin iyiydi, içini dışa vurabilenlerden değildin. 
Bu çocuklar gibi, acıyla büyüyüp, sokakta gülümsüyordun... 
Keşke onlar gibi, direnseydin ihtiyacın olana, bana. İstediğini alana kadar gitmeseydin. 
Sana da uzaktan acıyarak bakmasaydım.. Onların mecburiyeti sende yoktu. 
Yarın bu çocuklardan birini görürsem sarılacağım. Saçını okşayacağım. 
Yarın yanımda olacak olsaydın seninde elini tutar, hiç bırakmadan uyurdum...

Özge Özvatan

Vol - 1

Anladığım yerde bırakmayı öğrettin bana. 
Canım yana yana, kanaya kanaya, ağlaya ağlaya...
Seni bırakamadığım an öğrendim bırakmayı. 
Seni bırakmamanın bedelini ödediğimde..
Ellerin bende cennet olduğunda, nefesin boynumda olmazsa uyuyamadığım da..
Varlığın beni bütünleyen tek şey olduğunda..
Yaşayacağım her şeyi gözüm kapalı, göze aldığımda.
Hatta bağlayıp gözlerimi, kendimi dibini göremediğim kör bir kuyuya bıraktığımda..
Dinlediğim her şarkı acıtmaya başladığında ve sesinle duyduğum her melodi
Beni darmadağın etmeye yettiğinde..

Kısacık bir adın vardı. 
Benim üzerine sayfalar dolusu roman yazdığım adın.
Ömrümün en uzun hikayesi olan adın.
Başkasından duyduğumda içimi sızlatan..

Sana sarıldığımda göğüs kafesinin altında kalan başım.
Dinlediğim kalp atışların.
Senin beni kucağına alışın ve sıkı sarılışın.
Sabahları benimle uyansan da,
gece boyu beni sayıklayışın.
Su içmek için yanından ayrılırken
"Aşkım nereye" diyerek ardımdan kalkışın.
Ve bana senden sonra huzurlu bir uykuyu haram kılacak kadar güçlü sarışılın..

Hiç unutmadığım,
unutmak için sarıldıklarımın hatırlattığı adamsın.
Bir ömre bedel gözlerinin kahvesi
Ve duruşun yanımda, 
Yürüyüşün..
O mütevazi hallerin, kısa gülümsemelerin..
Yanımda bir çocuk oluşun,
Hep söylüyorum "ellerimi sıkı tutuşun"

Hala kalbimin orta yerinde, zirve de 
tek başına otururken..
Belki de senden sonra sevmeyi unuttum.
Anladığım yerde bırakmayı değil de insanları,
Yerini dolduramayınca gitmeyi öğrendim..

Kaç kişiden gittim bilmiyorum ama,
ben herkeste -yine seni özledim..

Ben sana gelen yolları unuttum,
Sen gel..
O çok sevdiğim ellerini yine bana ver.


Özge Özvatan

"Biz" Olmak

İkimizi düşünsene! Sen ve beni, birde ikimizin biz olduğunu!

Eve geldiğimde duvarda anahtarını asmış ve belki de koltukta uyuyakalmış olarak bulmak seni. Uyuya kaldığın için gülümsemek ve yorgunlukla yanına kıvrılmak. Biraz şekerlemeden sonra mutfağa sürüklemek birbirimizi. Ben yemeği yaparken, senin beceriksizce salata yapışını izlemek göz ucuyla. Dolaptan hafta sonu beraber aldığımız şarabı çıkarmak ve birer kadehin bize yemekte eşlik etmesi demek "biz" olmak.

Sığamadığım o kocaman gardolapta, her sabah kıyafetlerimi bulamayacağım için şikayet edeceğimi bile bile büyük bir keyifle senin kıyafetlerine yer açmak. Sabahları ben söylenirken gelip senin bana sarılman demek usulca. Aynada ki yansımamızı gördüğümde gözlerimin içinin gülmesi ve bu güne de mutlu başlıyorum diye şükretmek sessizce Allah'a "biz" olmak. Sonra dönüp sana bir öpücük kondurmak ve "işe geç kalacağım" kıkırdamalarıyla kollarından kurtulmak.

Mutfakta ertesi güne biriken bulaşıkların artması mesela. Onları yerleştirirken asla söylenmemek ve iki tabak olduğu için gülümsemek. Pişen yemeğin kokusunun evi, yuva yapması demek olur "biz" olmak. Tadı nasıl olursa olsun yeneceğini bilmenin huzuru olur. Yemek yaparken beni gıdıklamana izin vermek olur ve senin bitmek bilmeyen siparişlerini pişirmeye çalışmak, işten dönmüş olmanın yorgunluğunu, mutfakta çalışırken atmak olur.

Uzun süren temizlik zamanlarında banyoda köşeye sıkışan saç telin olur. Temizlik yaparken varlığınla gülümsemek, yastığa sinen kokun olduğu için kılıfını çıkarmadan önce bir kez daha koklamak olur. Temizlik yapacağım için seni arkadaşlarınla bir şeyler içmeye yollarken, cam eşliğinde birbirimize gülümsemek olur "biz" olmak. Eve dönüşünü heyecanla beklemek, işim bitse bile sabretmek olur gelişine.

Maç akşamlarında birlikte sinirlenmek, goooool diye bağırırken birbirimize sarılmak olur. Maçı kaybediyorsak ve sen çok kızmışsan, sakinleşmtirmek olur seni "biz" olmak. Kavgayı yastık savaşına çevirmek hatta belki mısırları birbirimize fırtalmak olur, evin kirlenmesine aldırmadan. Dağınıklık içinde yere yığılmak olur, gülmekten yorulup. Ellerimiz biririne değer, bir gün daha güzel biter.

Ettiğimiz kavgaların hep geçeceğini bilmek olur. Belki ben, belki sen sakinleşmek için kapıyı çarpıp çıksak bile, geri geleceğinden emin olmak olur. Kızgınken birbirimizi dinlememek ve sakince konuşabileceğimiz ana kadar birlikte sessizliği paylaşmak olur "biz" olmak. Ayrılık kelimesini lügatından çıkarmış bir çift olarak ederiz kavgalarımızı. Ve sen bana sarılmadan uykuya dalmazsın asla.

Belki kusursuz bir hikayemiz olmaz ama bir hikayemiz olur. Sadece mavi değil, yer yüzünün tüm renkleri olur. Yaşlandığımızda güldürecek ve ağlatacak bir sürü anımız olur. Ön bahçe de oynayan muhteşem torunlarımız olur. Hayatın yükünü birlikte kaldırmak, tüm güzellikleri paylaşarak yaşamak olur "biz" olmak. Birimiz gözlerini hayata kapattığında diğerinin hala baş ucunda olması olur...

Özge Özvatan

Zaman

Zaman geçiyor bir tek. Geçen yıllarda değişmeyen tek şey. Tutulamayan, engel olunamayan, yara açan ve yaraları saran, unutturan ama aynı tarihler de hatırlatmayı da unutmayan... Zaman..


Geçen yıllarda insan en çok kendini aldatırmış oysa. Her yeni, eskinin bir yansıması olur mu bilinmez ama kıyaslamalarda sınıfta bırakır. Başkaları gelir, başka sevilmez. Hep bu son olacak inancıyla başlar, bu da gol değil cümlesiyle son bulur. Kimsenin suçu değil aslında bu. Sadece biri çok güzel sevmiştir, hepsi bu. Adına defalarca yanlış yaptığınız biri olmuştur. Bile bile gittiğiniz. Gideceğini bile bile sevdiğiniz biri olmuştur... Adına her gece dualar ettiğiniz, onunla bir gün daha için Allah'a yalvardığınz biri olmuştur. Gittiğinde yıkıldığınız ve kendinizi toparlayamayacağınıza inandığınız, o başkasıyla mutlu olduğumda neden ben değil sorgularıyla hıçkırıklara boğulduğunuz birileri olmuştur.. Öyle gecelerde tüm dileklerinizden vazgeçtiğiniz anlarınız da olmuştur. Hatta yara bandı yapmışsınızdır birilerini bile bile. Sonra aynı kişiye yeniden ve defalarca yenilmişsinizdir, o bunu hiç bilmese de..

Devamı için tıklayın.. 



Zor

Bu gün sana defalarca yenilmekten yorulduğum bir sabaha uyandım. Aylardır yüzünü görmediğim bir adamı hala sevebildiğim için kendimden utandım. Sarhoş ağlamalarına beni aradığında ardından telefonu kapatıp hala ağlayacak kadar aciz oluşuma kızdım. Her şeye karşı dimdik durabilsem de sana defalarca yenik düşüşümden bıktım. Sabah aynaya baktım, gözlerimde ki yansımandan anladım, bitmiyorsun.. Ne kadar tüketsem de, ne kadar tiksinsem de hatta nefret etsem de bitemiyorsun.. İçimde ki senle savaşmaktan bıktım. Bu sabah silahlarımı rafa kaldırdım. Her koşulda kaybedeceğimi anladığım bir savaşta boğuşmaktansa, kendimi öylece ellerinden gelen ölümlere bıraktım.. 

Senini içimden alsın diye sabahlara kadar ağlayarak yalvardığım Allah'ın vardır bir bildiği. Bir sınav mısın? Sevap mı yoksa günah mı bana bilinmez ama öylece asılı kaldın kalbimin tam orta yerinde. Ben kimseyi; hem bu kadar nefret edip hem böyle çaresizce sevmedim hiç. Adına yalanlar söylediğim hatta kendimi kandırdığım biri de olmadı. Bu kadar affedemediğim ve özgür de bırakamadığım.. Sesimde merhamet bırakmadan cümlelerimde acımasız davrandığım ama arkasından hıçkırıklara boğulduğum bir adam da olmadı bir daha.. Senden sonram olmadı... 

Nasıl özledim ellerini, gözlerini, yüzümde nefesini bilemezsin. Nasıl zor burada öylece durmak, beni senden uzak tutmak ve lanetler okumak.. Her güne öfkeyle başlamak, adına ah'lar etmek ne zor. Günde en az bir şarkıda senin olman, bu şehirde anılarının kalması ve kokunun İstanbul a sinmesi ne zor.. Defalarca yeni senaryolar yazıp oynamaya çalışmak ve senden vazgeçmek.. Bıraktığın yerde kalmak, hayatın değişmesi ve benim o yıllara saplanıp kalmam.. Zor sevgilim senden ayrı 2 yıldır her gün nefes almak.. Geçen zamana küfürler savurmak ve defalarca düşmek, düşerken seni sürüklememek için kendini paralamak çok zor.. Uzaktan izlediğim hayatına artık sahip olamamak ve her düşüşünde seni tutmamak için kendimi tutmak... Başkalarını ortak ettiğin hayata şahit olmak ve sen telefonun ucunda o kadınlardan bahsederken gözyaşım aksa bile, güçlü bir sesle sana git artık demek... 4,5 yıldır seninle uyanmak ve hatırlamadan bir an uyanmaya çalışmak çok zor.. Başkalarına seslenirken adının dilimin ucuna gelmesiyle onlara gülümsemek... Hayatta var olmak başka, sensiz bir yaşama ömür demek inanılmaz zor..

Yerini kimseye veremeyeceğimi, kimsenin hatta senin bile artık aynı adam olamayacağını kabul ettiğimden beri tek başıma mutlu olmayı öğreniyorum. Hayattan iki kişilik değil tek kişilik anlar çalıyorum. Daha çok çalışıyorum, daha çok okuyorum ve daha az yazarak daha kısa uykular uyuyorum... Oyalanıyorum sevgilim. İhtimalleri tükettiğim bir ilişkiyi özlemle anıyorum ve yine sana hakkımı helal etmeden uyuyorum. Unutamıyorum, hazmedemiyorum ama vazgeçemiyorum da. Bir karmaşanın içinde sürükleniyorum ve biliyorum senin de sürüklenip gittiğini ait olmadığın bir hayatta...

Artık sende düşüyorsun. Hemde yavaş yavaş değil, çarpa çarpa düşüyorsun. Ne yapacağını bilmiyor ve oyalanıyorsun. Tıpkı benim gibi, sende kendini kandırıyorsun. Dönüşlerini kapattığın yollar için eminim ki kendine beddualar ediyorsun. Sahip olduğun en değerli şeydim senin yeni yeni anlıyorsun. Çıkmaz sokaklarda kendine yollar arayıp duruyorsun. Yumruklarını daha çok sıkıyorsun. Daha kolay öfkeleniyor ve kendine her gün daha çok kızıyorsun. İnsanlarla ettiğin sesli kavgalar kendini yumruklara bırakmaya başlıyor. Ben olmadan sen, sen olamıyorsun. Üstelik artık böylesine dolu dizgin sevilmiyorsun, beni seven bir kadın var da diyemiyorsun... Azalıyorsun.. Ben senin ait olduğun diğer yarınım biliyorsun... 

-Bir gün yeniden sarılacağım sana, biliyorum. Ağlaya ağlaya, konuşacak mecalim bile kalmadan hemde.. Yüzün ellerimin arasında olacak.. Kaç saat sürer bilmiyorum ama "ömrüm" diyeceğim, "hoş geldin"... 


Özge Özvatan

Başkasıyla Olduğunda

Yanında başka birini görünce anladım, dönüşü kalmamış beraber yürüdüğümüz yolların. Başkasını savunmak adına yalan söylediğinde kıskandım yalanlarını, bir başka kadını... Sabah günaydınları onun, uzun iyi geceler mesajların ve gülüşün... Artık başkasına ait olduğunda anladım ne kaybettiğimi. Bizden geriye tek bir iz kalmadığını. Aynı havayı solumanın manasızlaştığını... "Ben seni bırakamam ki" cümlelerinin gerçeklik payı içermediğini, sen başkasına sevgilim dediğinde anladım..

Tüm heybetinle, ihtişamınla, gülüşlerinle onun yanında yürüyecektin. Yol uzun olur muydu bilemem ama artık ellerin benim saçlarımla gezmeyecekti. Yüzümü avuçlarına saklayamayacaktın ve ben bir daha öpemeyecektim seni.. Seni izlemek mutlu etmeyecekti beni artık. Üstelik sana hesabını da soramayacaktım başkasını solumalarının.. Cumartesi akşamların benim olmayacaktı ve babanla kavgalarının sebebi de ben.. Telefonda ikimizin fotoğrafı, en çok aranan numara ve bitmeyen gece konuşmaları bizimki olmayacaktı. Ona seni seviyorum diyecektin artık. Dost sohbetlerine başkasıyla gidilecekti. Ben bir kadeh daha rakı içecektim, senin kadar kolay gitmeyecektim. Sen başkasını şımartacaktın zamansız.. Ben başkalarının beni şımartmasına gülüp geçecektim.. "Esmer miydi?" sorununa susacaktım.. Senin bana küsen hallerini hatırlayacaktım..

Adında kaç harf vardı, yanına benim kadar yakıştı mı? Sevdiğin uzun saçlarımın izi kaldı mı? Kavgalarının bizimkiler gibi mi bitti? İyi hissettirdi mi sana ve onu da sıkı sıkı sardın mı? O kadın mı sende ki tüm izlerimi silip attı? Ve benden vazgeçmek bu kadar kolay mıydı?

(ilk önce ona gülümsemeni kıskandım. Varlığınla onun yanında duruşunu.. Albümünde bizimkiler yerine onun fotoğraflarını yerleştirmeye başladığında hissettim artık çok geç olduğunu. Başkalarının elini tutarken ve seviyorum derken öğrendim kandırmayı kendimi. Saplantılı bir halde ilişkinizi takip etmeye başladığımda kabul ettim sana aşık olduğumu.. O kadının bana ne kadar benzediğini öğrendiğimde ise ilk kez üzüldüm senin için. Ve sevgilim onu öptüğünü gördüğümde bitti bende ki yerin.. O gün yerini başkasına verdim. Hayır üzgün değilim, sen zaten kısacık bir tanıtım filminde, sadece benimdin..) 

Özge Özvatan

Ellerini Seversin..

Aşık olunacak adamların güzel elleri olur. Avuç içlerini öpersin. Sana dokunur ve cennet kokar tenin. Güzel adamların Tanrı elleri olur. Avuçlarında sana bir dünya sunar sen ona kendi dünyanı.. Böyle başlar bazı hikayeler... Bir kapıdan girer, ellerine bakarsın. Düşünmeye gerek yoktur. O adamdır, bilirsin. Ellerini seversin..

Söylediklerini duymazsın, avuç içlerine bakarsın. Elini sımsıkı tutuşuna, saçını okşayışına, sarılışına, düşerken seni yakalayan, yaşlarını silen ellerine bakarsın. Sesi doğaçlama bir melodi gibidir. Dinlerken sallanırsın.. Geceleri solunda yatmasına alışırsın ve mutlaka sağ elini tutarsın. Ellerini koklarsın. Rüyalarının güzel kokmasını sağlarsın... Sabahları günaydın deyişiyle doğar güneş. Önce öpücüklerine gözlerini açarsın. İnanırsın o adama. Hayatında ki her şeyden, herkesten çok inanırsın. O ellerdir gitmene izin vermeyecek olanlar, güven duyarsın. Aşkın nasıl bir şey olduğunu hatırlarsın. Sonbahar hüzün kokmaz, kışın üşümezsin. Üzerinize yağarken karlar elini tutarsın. Sana bakar, güneşin tekrar doğar... Bazı adamlar hep ilkbaharı yaşatırlar.. Kanarsın. Bazen söylediklerinin masalcılığına göz yumar, yine kanarsın.. Duymaya ihtiyacın vardır. Başını birinin göğsüne yaslamasına ve bir ikindi vakti, dizlerinde uyuya kalmasına... Ne kadar süreceğini bilmez ve her anı ezberleyerek yaşarsın. Koşa koşa yaşarsın. Aklında kalmasın diye hiç bir şey sığdırmaya çalışırsın olan zamanına.. Pahalı hediyeler almaz, ellerinle hazırlarsın. Sana kurduğu hiç bir önemsiz cümleyi unutmaz, unutmadığın tüm detaylarla hazırlarsın onları... Karşılık beklemezsin çünkü karşılığı olur onun parlayan göz bebekleri. Bilirsin, o mutlu olacak ki, sen huzurla uyuyasın...

Zaman geçer ve sonu görünür bazen hikayelerin ve o adam da pekte Tanrı değildir aslında. Yanlış olduğunu bildiğin ve "asla" dediğin her şeyi yapmanın zamanıdır şimdi. Bir gece daha ve bir günaydın daha uğruna... Harcarsın ve harcatırsın. Zaman geriye aksın, aynı adam olsun diye dualar edersin. Üstelik bunu yaparken hıçkırarak ağlarsın ve nefesin kesilene kadar ağladığının farkına varmazsın. En sevdiğinle sınanırsın. Ne kendini affedebilirsin, ne onu. Tüketirsin ve tükettiğinden çok tükenirsin. O eller -ki sen öpmeye doyamaz, uyurken bile bırakmazdın- ihanet eder önce sana.. Anlam veremezsin artık farklı kokmasına. Gece rüyalarına kabus olmasını anlamlandıramazsın. Canını yakmasına, dokunduğu her yerde bir yara izi bırakmasına... Melodi olan sesine tahammül edemez bir hale gelirsin biraz daha sonra. Tek bir cümlesini unutmayan sen, cümlelerine tahammül edemezsin artık. Ne söylediğinin bir önemi kalmaz. O adamın da bir ölüden farkı...


Hiç unutmazsın onu. Ne izlerini silebilirsin, ne de sana bıraktıklarının. Yine de sevemezsin bir daha onu ve daha kötüsü kendini de... Biri gelse de unuttursa diye beklerken, her gelenin daha çok hatırlatması da hayatın sana attığı en sağlam kazıktır aslında. Sokakta birinin aynı parfümü kullanması, sizin şarkınızın bir kafede çalması, sana yazdığı bir dörtlüğün internette karşına çıkması.. Kaderin bir oyunu diyeceksin bunlara. Boğazında bir yumru, yutkunacaksın. Anlayacaksın, bir daha asla eskisi gibi olmayacaksın, yanındakinin elini daha sıkı tutacaksın... Ve bir daha kimseye inanmayacaksın!

Özge Özvatan

Geldi, Geçti.

Bir radyo kanalında tazelenmemeliydi anılar. Evimizin duvarlarında olmalıydı. Gülüşlerimizde, iç içe geçmiş ellerimizde. Sevdiğimiz herkesle beraber gerçekleşen kutlamalarda ki pastanın üzerinde.. Yürürken yanımda bir sen, gece solumda, sabah soluğumda olmalıydı. Sen bir sabah daha gülmeliydin, ben bir güne daha şükür etmeliydim. Sokakta kucağına atlamalıydım ve sen sımsıkı sarmalıydın beni. Sakladığım konuşmalarda, unutulmaya yüz tutmuş fotoğraflarda ve bir kaç ses kaydında kalmamalıydın. Geceleri ettiğim dua olmalıydı adın. Ah'larımı adına karıştırmamalıydın. Kokun hep bir nefes ötemde kalmalıydı, unutmamalıydım. 

Dünlere bakıp, bu günlerden nefret ettiğim doğru. Pişman olduğum tercihler, fevri davranışlarım, sert çıkışlarım ve kaldırması güç cümlelerim. Dimdik duruşum. Oysa bende arayabilmek isterdim birini özlediğimde. Terk ettiğime pişman olduğum bir adamdan özür dileyebilmek belki. Beni çok kıran birine git diyebilecek kadar umursamaz olmayı isterdim bazen. Tekrar tekrar yenilmemek isterdim bazı hikayelerde. Adını anımsamakta güçlük çekmeseydim kimsenin. Birisi, onu tekrar tekrar arayacağım kadar özel olsun isterdim. Vazgeçemeyeceğim kadar bulunmaz, yeri dolmayacak kadar derin olsun isterdim. Arkamda dönüp bakılacak bir şeyler kalmasını dilerdim. "Başkaları hep var ama başkasına ihtiyacım yok." demek isterdim. Youtube geçmişime bakarken, birikmiş onlarca şarkıda, hala süre gelen aynı adamın anıları dolu olsun isterdim. Konuşan değil, yapan biri olsaydı eğer. Saklanan binlerce satırı okuduğumda kin dolu olmak yerine, birinin ne kadar iyi yalan söylediğini ve ezberden konuştuğunu görmek yerine, her gün aynı satırlara uyanmak isterdim. Gitmeyeceğine inanmak değil, gitmeyeceğini bilmek isterdim. 

Hayatına devam edenler, ettiğini sananlar ve -mış gibi yapanlar. Koca bir enkaz var bırakıp gittiğim yerde. Dönüp bakılacak bir geçmişim yok. Evime döndüğümde ve her şey bittiğinde başarımın sevincini paylaşabileceğim biri yok. Hemen yanımda senin sevdiğin bira var belki. Ayaklarımın ucunda üzerini örttüğün pike, yokluğun var. Uyuduğun göğsüm, sarıldığın belim var bana kalan. Bir başkasının bir kaç eşyası, bir küçük ayı ve sevgi dolu notları.. Özlediğim kimse yok, ne garip. Aldığım kararları sorgulayan ruh halimden çok uzağım. Koptuğum insanlar var, seninle aramda olmayan bir bağ... Başkasıyla beni düşünemeyen insanların, başkasıyla oluşumu izlediği anlarda, yüzlerinde ki ifade var. Geleceğini bilmediğin birini beklemenin doğruluğuna inanmak aptallık değil mi? 

Hızla geldi geçti varlığın. Yumuşak saçların, güçlü ellerin, gülen yüzün ve o kızgın tavırların. Bana bakıp, "bırakıp gidemem ben seni" diyen sesin; hızla gelip geçti. Beni senin o güzel ellerin başka ellere itti.

(Özledim adam. Benim olan seni özledim. Senin bir daha asla olamayacağın birini özledim. Bir ölüyü, bir cenazeyi özledim. Bana bakışını, inandığım varlığını ve gözümde büyüttüğüm seni.. Kurduğumuz hayalleri, bitmeyen geceleri ve planlarımızı özledim. Yarım kalan hikayemizi özledim.. Havada duran sözlerimiz var. Gidilecek yerler, gerçekleştirilecek ziyaretler var. Yüzünü küçük ellerime almayı özledim. Şımarmanı, bir tencere yemeği yemeni... O sevdiğin lanet makarnaları özledim. Sürprizlerini, beni seven seni... Şimdi baktığımda tanıyamadığım adamı değil, benimle nefes alan seni özledim. Ben yokken bir yanı eksik olan seni... Kokuma olan aşkını özledim. Boynuna sarılmayı... Seni solumayı. Sesini özledim, yanımda konuşan... Eşlik edemediğin şarkıları, izlediğimiz filmleri.. İçilen bir kaç kadehi.. Bende yarattığın seni özledim. Senin de dolduramadığın tek boşluğum ben. Uğruna savaş verdiğin tek kadın. Gülüşüne ömür verdiğin, bir gün görmesen eksik hissettiğin. Çok sevdiğin, seni çok seven.. Ve artık bıraktığın yerde beklemeyen, anılarını taze tutmayan, adını anmayan.. Senin kalmayan ve senin tutamadığın o kadınım ben...)

Şimdi vazgeç dünden, gelecekten... Bana gel! Benim gibi kimse sevmeyecek seni... 

Özge Özvatan

Uyanmak Geçmişe

Bir sabah uyanıyorsun geçmişe.. Aklına gelmemesi için kendini paraladığın o günlere... Radyoyla çalan alarmda onun yolladığı o şarkıyla yada gece rüyana giren o gülümseyen haliyle.. Biliyorsun artık, kötü geçecek günün. Kırgın, kızgın ve dolu dolu gözlerin... Kurtulmak isteyeceksin etkisinden. Aramadığın insanları arayacak, kendine program yaratacak ve tüm gün daha çok çalışacaksın.. Atlatamayacaksın... Yanından geçen biri ona benzeyecek, kokusu gelecek bir yerlerden.. Umut edeceksin belki, kabullenemeyeceksin sadece özlediğini... Tam bir başkasını sevme telaşındayken, unuttum derken... Belki de yalnızlığa alışmış ve mutluyken.. Taksim de bir sokak... Kadıköy de bir kafe, trafikte elini tuttuğu o ışık... Unutturmayacak bu şehir sana kimseyi.. Yanında sarhoş olduğun anları düşüneceksin. İlk ağladığın günü, ilk ayrılığını, sana ilk gelişini... Hayran bakışlarını... Giderken kapıda ki son öpücüklerini düşüneceksin.. Ellerine sinmiş kokusu kalmayacak belki ama ellerinin izini silemeyeceksin... Damlayan yaşını elinin tersiyle silecek ve böyle daha iyi olduğuna kendini ikna etmeye çalışacaksın. Duvarlarla konuşacak ve küfürler savuracaksın onu senden alan hayata, yokluğuna... "Tekrar konuştuğumuz da" ile başlayan cümleler kuracaksın kafanda. O konuşmanın binlerce farklı provasını yapacaksın. İnanmak isteyeceksin hala seni sevdiğine, onun da sensiz yapamadığına... "Bensiz yapamasaydı, gelirdi" demeyeceksin. Dilinin ucuna kadar gelecek ama söyleyemeyeceksin... Kurduğunuz gelecek planlarını düşünecek ve vazgeçeceksin o çok istediğin bebekten.. İki kişilik yatağında tek kişilik hayallerin kalacak. Onun başkasıyla mutlu olma ihtimali tüketecek seni. Öldüreceksin kalbini ve yeminler edeceksin bir daha asla sevmeyeceğine.. Evde giydiği kıyafetleri defalarca atmak isteyecek ve kıyamayacaksın. Onlarla uykuya dalacaksın. Üzerinde nasıl durduğunu düşüneceksin defalarca. Sakladığın bir kaç fotoğrafa bakacaksın, kendinin katili olacaksın... Sana nasıl seslendiğini hep hatırlayacaksın. Kim sana öyle seslense, sesini arayacaksın onun. Sımsıkı sarılmasını özleyeceksin. Çok özleyeceksin...

Gülüşün bir bahardı kış ortasında, ellerin evim... Hayatımda hep mi vardın? Ne zamandır yoksun? Evim ne zamandır yuva değil? Kapıyı açtığımda karşımda değilsin, neden? Özledin mi benim kadar? Sende acıyor musun? Canından can gidiyor mu sesimi duyamadığın için? İlk gün yaşadığım o gevşeme hissi şimdi neden yok? Sana bakarlar mı benim gibi? Ellerini sımsıkı tutarlar mı? Endişelenirler mi senin için? "Gidince haber ver" diyen biri var mı? Küs kalıp uyuyamayan? Seni görmediği günleri sayan biri? Hayatı sende temize çeken biri? Seni benim kadar unutamayan var mı?

Saçlarımı senin sevdiğin gibi taramayı, parfüm olmadan beni koklamanı.. Sabahları günaydın neşesini, geceleri huzurlu iyi geceler cümlelerini özledim. Olur olmadık kızmalarını, yanımda susmanı, hiç bitmeyen sorularını özledim.. Kucağımda uyuyakalmanı, sana yemek yapmayı, beraber dinlediğimiz şarkıları ve içtiğimiz şarapları özledim. Ettiğimiz kavgaları ve her seferinde bana gelişlerini, asla vazgeçmeyen seni, bana bakışını özledim... Her geçen gün seni daha çok sevdiğimi hissetmeyi, sadece bana ait olmanı özledim. Herkese, her şeye sırt çevirip, beni düşündüğün zamanları, yanımda kendin olduğun o kısacık anları özledim. İzlediğimiz filmleri ve sakladığım o sinema biletlerinin çantalarımın içinden çıkmasını özledim zamansız... Bu gece, yarın olmayacak olmana üzüldüm. Bir daha hiç olmayacak olmana ağladım. Farklı zamanlarda aynı yerlerde nefes alacaktık belki ama asla karşılaşmayacaktık. Bir daha "sevgilim" demeyecektin bana. Elimi tutmayacaktın. Bırak her şeyi yanımda öylece durmayacaktın tüm ihtişamınla.. Ben seni koklayamayacaktım, sen bana sarılamayacaktın... Aynı masada yemek yemeyecektik. Başkaları sevecekti bizi. Bir filmimiz olmayacaktı ve gün geçtikçe uzayan saçlarımla bir fotoğrafımız daha... İstiklal caddesi bizi bir daha konuk etmeyecekti yan yana.. Beraber gittiğimiz yerlere yalnız gittiğimizde bizi soran insanlara verecek bir cevabımız olmayacaktı.. Unutacak mıyız yoksa unutmuş gibi mi yapacağız bilmiyorum ama yarım yaşayacağız. Bir daha kimse senin gibi kokmayacak ve hiç bir kadın seni benim gibi sevmeyecek... Ve sen bunu asla bilmeyeceksin...

Geçmişe uyanmak bahane! Tek bir an unutmadın adını.. Tek bir an unutmadı adını...

Özge Özvatan

Yeni yılımız 2015!

Bir yıl daha geride kaldı. Bir yaş daha büyüdük, yeni tecrübeler edindik, sonu 2014'le biten bazı önemli tarihleri bir daha hiç unutmamak adına aklımıza kazıdık. Güldük, ağladık, eğlendik, yenilendik ve tabi ki değiştik. Geçen her yıl insanlara bir şekilde bir şeyler katmakta. Bana da kattı. Benim için keyifli olduğu kadar yorucu, yapıcı olduğu kadar yıkıcı bir yıldı. Peki neler öğrendik? Ve yeni yıla girerken nasıl kararlar aldık? Bu yılı nasıl yaşamalıyız? Gelecek ömrümüzün ilk günleri hep son gün gibi mi olmalı? 

Hayatta her şeyden önce ailenizin geldiğini unutmayın. Sadece kan bağınız olanları kast etmiyorum elbette. Yıllar geçtikçe aile olduğunuz, kendiniz seçtiğiniz insanlar da var bunların içinde. Sağlık durumunuzun tüm hayatınızı, hayat kalitenizi etkilediğini unutmayın. Kendinize iyi bakın! Bunu gerçekten yapın. Sizi mutsuz eden insanları hayatınızda bir dakika bile tutmayın. Kibirli insanlardan uzak durun. Bencil insanlarla arkadaşlık kurmayın. Fedakarlık yapın, bir karşılık beklemeden ama değeceğinden emin olarak. İnsanlara sebepsiz yere gülümseyin. Mutlu uyanın. Her gününüzün son gün olabilme ihtimalini unutmayın. Sevdiklerinizi ihmal etmeyin, sevdiğinizi söylemeyi ertelemeyin. Gururu tarihe gömün. Pişmanlıklarınız azalacaktır. Sokak çocuklarına para vermeyin ama yemek yedirmeyi ihmal etmeyin. İnsanlara yardım etmenin huzuru sizi de sebepsiz yere daha huzurlu yapacaktır. Eleştirmeden önce dinleyin. Empati yeteneğinizi geliştirin. Canınızı sıkan şeylere katlanmayın. Belki noktalar sizi daha güzel başlangıçlara sürükler. Cesaretli olun, dürüst olun; önce kendinize. Sevdiğiniz şeylerin peşinden gidin, risk almaktan korkmayın. Hayatın bir kere yaşandığını ve bunu sizin yaşadığınızı unutmayın. Kardeşlerinizle daha çok zaman geçirin. Hata yaptıysanız, özür dileyin. Bunu içten bir şekilde yapmayı öğrenin. Kimsenin hayatının kolay olmadığını unutmayın ve Allah'ın dağına göre kar verdiğini de.. Bazen onaylamasanız bile desteklemeyi öğrenin. İnsanların sizden güç almasına izin verin. Düştüklerini zaman kaldırmak için değil, düşmelerini engellemek için hayatında olur sevdiklerinizin. Daha çok kitap okuyun, daha çok müzik dinleyin. Kendinize ayırdığınız zaman, sizi sorunlarla başa çıkmak konusunda daha güçlü kılacaktır. Sımsıkı sarılmayı öğrenin. Tokalaşırken güven vermeyi, çocuk masumiyetinde insanları öpebilmeyi. Kızgınlıklarınız bırakın geçmişte kalsın. Önce kendinizi affedin. Kimseyi değiştirmeye çalışmayın ve insanların değişmeyeceklerini ama çok daha iyi bir yalancı olabileceklerini öğrenin. Bazen kalbinizin kırılmasına izin verin. Bu ardından gelen mutluluk için şükretmeyi değerli kılacaktır. Kaybetmemişseniz, kıymet vermeyi de bilmezsiniz. Bir sokak kedisinin pisliğini düşünmeden kucağınızda uyumasına izin verin. İnsan seçin. Herkesle anlaşmak zorunda değilsiniz. Geçmişin izlerinin akıp gitmesine müsade edin. Aynı acıları tekrar etmenin kimseye bir faydası olmayacaktır. Sizin için fedakarlıklarda bulunmayan insanları hayatınızda tutmayın. İyi gün dostu olmak herkese kolaydır. Daha çok su için ve daha az alkol. Yürüyebileceğiniz her mesafeyi yürüyün. İnsanlarla konuşurken gözlerine bakın. Yardım etmekten çekinmeyin. Otobüste biri çanta taşımakta zorlanıyorsa ondan çantasını size vermesini isteyin. Samimi olun. Sözlerinizi tutun. Daha çok çaba harcayın istekleriniz için. Satın alınabilir bir insan olmayın. Çalışın. Para kazanmak öz güven tazelemenin en kestirme yoludur. Sahip olduklarınız için yanınızda olan insanlarla birlikte olmayın. Sizi eksiklerinizle bütünleyen biri olsun. Arkanızda dursun. Elinizi sıkı tutsun. Dünyaya meydan okuyabilin biriyle. Manevi değerleriniz olsun. Ve hassas bir vicdanınız. Durup düşünmeyi öğrenin konuşmadan önce. Size huzur veren her şeyin kıymetini bilin, kaybetmeden önce. Kendinize yakışan şekilde davranın. Etrafınızda bulundurduğunuz insanların sizin seviyenizi gösterdiğini unutmayın. Aynanızdır yanınızda taşıdıklarınız. Egolarınızı bir kenara bırakın. İçinizden geldiği gibi davranın. Küçük hesaplar peşinde koşmayın. İnsanların hakkına girmeyin. Sizi tanımalarına izin verin. Bazı insanları yoluna bırakmayı öğrenin. İyileştirici gücünüz olmadığını unutmayın. Bazı insanlar alçak, bazıları çukurdur. Sizi çekmelerine göz yummayın. Farkındalık yaratın, doğal halinizle. Herkesi dinleyin ama hayatınızla ilgili önemli kararları başkalarının almasına izin vermeyin. Daha güçlü ve daha mutlu, huzurlu bir yıl olsun 2015!

Ben bu yıla girerken, muhteşem dostlar seçtiğimi, bazılarının bana aile olduğunu ve sahip olduğum binlerce güzellik olduğunu fark ettim. İşle ilgili yetemediğimde babama sormayı, kardeşlerimle geçirdiğim zamanın ne kadar değerli olduğunu, ne olursa olsun yanımda olup bana destek olmak için, benden daha çok çaba sarf eden dostlarım olduğunu, insanların bana ne kadar güvendiğini, herkesin omzumda ağlayabildiğini ve açıkça bana danışabildiklerini gördüm. Gerçekten sevilmenin ne demek olduğunu öğrendim. Elimde ki her şey daha kıymetli şimdi. İnsanları affedip, kendi yollarına gitmelerine izin verdim. Hayatımdan çıkardım bazılarını, geri almamayı öğrendim. Rehberimden sildiğim her insanın aslında benim için gerekli olmadığının farkına vardım. Beni benden çok düşünen insanların, beni şımartmasının ne kadar özel olduğunu öğrendim. Ailemin bana destek olmasının, övgü dolu konuştukları anların aslında hayatımda duyabileceğim her cümleden daha anlamlı olduğunu öğrendim. Bu yıl edindiğim tüm tecrübeleri unutmamamın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. 

Tesadüfe inanmam. Her insan ve her olay bize bir şeyler sağlamak için var. İnsan insanla sınanır. Sevdiklerimizle sınanırız en çok. Hayatıma giren herkesten öğrendiğim bir şeyler var. En kötü günümde bile şükretmek için sebeplerim...

2015'in herkesin için biraz daha öğretici olacağına inanıyorum. Herkese muhteşem bir yıl diliyorum. Daha çok kahkahalı, daha kalabalık sofralarda yenen yemekleriniz olsun. Ve herkese bir cümleyi hatırlatmak istiyorum;

"Yaşadıklarım benim sınavımdı, bana o anlarda nasıl davrandığınız da sizin sınavınızdı."Bu cümle bu yılın kulağına küpe olsun o halde. (:

Sevgiyle...

posted under | 0 Comments
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Translate

Followers

    Bana Ulaşın

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *


Recent Comments